Eskipazar Çaylı Köyü / KARABÜK 0216 471 84 28
dalgalanan türk bayrağı gif
 
ANASAYFA VİDEOLAR RESİMLER KÖY REHBERİ HABERLER İLETİŞİM
 
OKUL RESİMLERİ VEFAT EDENLER
ÇAYLI KÖYÜ HABERLERİ

ÇAYLI KÖYÜNÜN TARİHÇESİ

Çaylı, Karabük ilinin Eskipazar ilçesine bağlı bir köydür. ÇAYLI KÖYÜ

Çaylı Köyü, Eskipazar İlçe Merkezi'nin batısında olup Eskipazar'a altı kilometre uzaklıktadır. Arazisi sulak olup hayvancılık, tarım, sebze ve meyveciliğe elverişlidir. Gövez adında orman kıyısında bir de mahallesi vardır. İklimi karadeniz iklimidir. Çaylı köyü halkının bir kısmı gurbetçi olsa da bir kısmı da Eskipazar ilçe merkezinde ikâmet etmektedir ve köyleri ile de ilgilenmektedirler. Yöremizin tanınmış ve sevilen şu an hayatta olmayan merhum Davulcu Seyitahmet'te Abduş Lakaplı Yağlı karakucak Güreşçilerinden Abdullah ve Ahmet YENİLMEZ' de bu köyümüzdendir.

Osmanlı Devletinin son zamanlarında yetişen yazar ve ihtilalci Ali Suavi'nin babası Çaylı Köyü'ndendir. 1839 senesinde İstanbulun Cerrahpaşa semtinde doğdu. Babası İstanbulda yerleşmiş kâğıt mühreciliği (parlatmacılığı) yapan Hüseyin Ağadır. Davutpaşa İskele Rüşdiyesinde birkaç sene okuyan Suavi, medrese tahsili görmemiş olup, cami dersleriyle kalmıştı. Bu sebeple daha sonraları cami vaizliği yaptığı dönemlerde halkın diliyle ve çok kere de mantıkiyle konuşurdu. Suavi, Sami Paşanın maarif nazırlığı sırasında girdiği imtihanda başarı göstererek, Bursa Rüşdiyesine muallim-i evvel tayin edildi. Ancak ahlaki düşüklüğü dolayısıyla hakkında yapılan şikayetler artınca, bir sene sonra Bursadan ayrılmak mecburiyetinde kaldı. Bir müddet Rüşdiyede baş muallimlik vazifesinde bulundu. Bu sırada hacca giden Ali Suavi, dönüşte Sami Paşanın himayesiyle Filibe Rüşdiyesine hoca olarak tayin edildi. Daha sonra Sofyada ticaret mahkemesi reisliği, Filibede tahrirat müdürlüğü yaptı. 1867 senesinde İstanbula dönen Suavi, bir taraftan Şehzade Camiinde vaazlar veriyor, diğer taraftan Filip Efendinin Muhbir adlı gazetesinde yazarlık yapıyordu. Bir süre sonra devlet aleyhinde şiirler yazmaya başladı. Bu durum, gazetenin kapatılmasına ve Ali Suavinin Kastamonuda ikamete mecbur edilmesine yol açtı. Kastamonudayken Mustafa Fazıl Paşanın daveti üzerine kaçıp Parise gitti. Pariste Mustafa Fazıl Paşa ve arkadaşlarıyla yapılan toplantıdan sonra, burada alınan karar üzerine Muhbir Gazetesini çıkarmak için Londraya gitti. Gazetenin daha ilk nüshalarından itibaren kararlaştırılmış hedeflerin dışına çıktığı görüldü. Bu yüzden Yeni Osmanlılar ve diğer erkan ile arası bozuldu. Namık Kemal ve Ziya Beyin desteklerini çekmeleri üzerine gazete kapanmak zorunda kaldı.

Londrada bir İngiliz kızı ile evlenen Ali Suavi, Sultan Abdülazizin tahttan indirilmesinden sonra İstanbula geri döndü. Sultan İkinci Abdülhamid Hanın mabeyn feriki olan İngiliz Said Paşanın yardımı ile Galatasaray Sultanisine müdür tayin edildi. Kötü idaresi ile mektebi karıştırması, perişan tavırları ve Türk halkının örf ve adetlerine uymayan davranışları yüzünden kısa zaman sonra bu görevden azl edildi. Bu olaydan sonra Abdülhamid Hana ve idaresine düşman kesilen Ali Suavi, Sultanı tahttan indirmeye ve yerine beşinci Muradı padişah yapmaya karar verdi. Bu konuda İngilizlerin de desteğini sağladı. Bunun için gizli olarak çalışmaya başladı. Etrafına topladığı beş yüz kadar göçmen ile 20 Mayısta Beşinci Muradın bulunduğu Çırağan Sarayını basarak, beşinci Muradı dışarı çıkardı. Bu sırada yetişen Beşiktaş muhafızı Hasan Paşanın vurduğu bir sopa darbesiyle Ali Suavi, olay yerinde öldü (1878). Yıldız Sarayı civarında bir yere gömüldü. Bugün yeri kaybolmuştur. İngiliz olan karısı Mary, olay gecesi yalıda bulunan belgeleri yaktıktan sonra derhal kendisini bekleyen gemi ile Londraya kaçtı (Bkz. Çırağan Vakası).

Ali Suavi daima ön safta bulunmak isteyen, övülmeyi seven, yalan söylemekten çekinmeyen ve dostluğuna güvenilmeyen bir kişiliğe sahipti. Onun bu şahsiyetini iyi değerlendiren İngilizler, kendisini istedikleri biçimde yetiştirmişler ve kullanmışlardır. Nitekim o, rejim meselesinde İngiliz parlamentarizmine benzeyen bir meşrutiyet arzusunu daimi olarak dile getiriyordu.

Diğer taraftan klasik medrese tahsili bile görmeyen Suavi, belli çevrelerce muhaddis ve hatta müctehid gibi gösterilmeye çalışılmıştır. Suavi, dinde reform yapmak gerektiğini, hutbenin her milletin kendi dilinde okunmasını ısrarla savunmuştur. Suavinin bu fikirleri daha sonra Cemaleddin Efgani adlı yine bir İngiliz ajanı tarafından geliştirilecektir.

Namık Kemalin Abdülhak Hâmide gönderdiği bir mektubunda, Ali Suavi hakkında söylediği şu sözler bir hayli düşündürücüdür: ''Ali Suavi hiç de senin tahminin gibi bir adam değildi. Bir çehre nümayişine aldanmışsın. Onunla iki sene arkadaşlık ettim. O öyle bir adamdı ki, garazkâr ve dünyada misli görülmedik bir şarlatandı. Ben her şeye öyle kolay inanmadığım halde, bana kendini yedi-sekiz dil biliyormuş gibi gösterdi. O kadar cahil, cehaletiyle beraber o kadar mağrurdu. Türkçe üç satır bir şey yazsa, aleme maskara olurdu.''

Çaylı Köyü'müzün çok bilinmeyen ama büyük gurur verici tarihi bir yönü daha vardır. Bu da Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ATATÜRK'ün bu gün yatmış olduğu ANIT KABRİN yapı taşlarının, Eskipazar Çaylı Köyü sınırları içindeki taşocaklarından çıkmış olması.

 
  İrtibat için Süleyman Beyden bilgi alabilirsiniz : 0541 553 52 84 / mail : info@cayli.org  
HAZIR YÖNETİCİ PANELLİ WEB SİTE SATIŞIwww.websitepaneli.comwww.websitepaneli.com
rss